Özel günler vardır, adı üzerinde hani sıradan olmayan. Kitle iletişim araçlarının kullanım hızına ve dahi popüler kültüre havale edip, kısadan kesmek gerek aslında. Lakin o...
İnsanın kendine saygı duymaması, özgüven eksikliği, kısacası kimlik bunalımı yaşaması ile nerde karşılaşırsanız karşılaşın mideniz bulanır. En azından benim bulanır. Kim olduğunu bilmeyen, nerden gelip...
Efendim…!<br> Konuya müdahale etmek istemedim. Daha ilk günlerin de yazılmıştı aslında bu yazı. Neyin ilk günlerinde demeyin aşağıda ne olduğu detayları...
Efendim! Sürüp gitmektedir ki şu malum milletvekilleri dokunulmazlıkları kaldırılsın. Kaldırılsın-kaldırılmasın yıllardır söylenir. Dokunulmazlara dokunma noktasında kimse doğru düzgün bir şey bilmez. Yaklaşık bir asırlık...
Kıştan çıktık mı ne? Pencere açık ama duman altı olmuşum yine. Peş peşe yakılan sigaralar beni bile rahatsız etmiş haberim yok. Kül tablasında yer...
Büroda oturuyoruz.Bir sürü hesap-kitap işi uğraş dur, canımız burnumuz da. Kollar sıvanmış, tam konsantre olduğunu sanıyorsun saat mi kaç? Sabah dokuz! Bas bi erkek sesi....
Her yer bembeyaz soğuk ve kar, içimde bir hüzün gelmedi gitti nevbahar.Kışları severim aslında, güneşi hazetmem. Yaz gösterir gerçeği, gizli kalmaz bana ait hiçbir dem....
Birgün gelir de kalkar perdeler. Perde örter sanılır, aslında perde açmak için vardır.<br>Örtü şart mıdır? Olmalı mıdır? Her şey örtülmeli midir? Örtü sanayi ne durumda?...
“Ne yazsan kelimeler kifayetsiz, gönül hoş değil. Söyleyen dilim, yazan el. Doğrul ve kıyama gel, aç ellerini sonsuzluğa, dem bu dem”<br><br>Söyledim ya gönlüm...
Olur, olmaz kimse ahkâm kesmesinSabrı tahammülü dolu Yozgat’ınNamertler tarlama fesat kesmesinŞeytana kapalı yolu Yozgat’ın Mertleri sayılmaz, namerdi azdırKötü söz söylemek kindir garezdirKim yobaz...
Globalleşiyoruz ! Demokrasi hat safhada ! Avrupalı olduk olacağız…<br> Vay be ! İşte benim memleketim, işte benim devletim diye haykırmak gerek aslında. <br> Ekmek...
Gül gül dedi bülbül güle; gül gülmedi gitti. Bülbül güle gül bülbüle yar olmadı gitti… <br> Mecnundan füzun bir âşıklık istidadı gönlümü yakan. Tende...
“İnsanın cahilliğinin farkına varması, bilgiye atılan ilk adımdır” demiş atalar. Bilgisizliğinin farkına varacak erdemde insan bulabilirsen o zaman olur sevgili atam. <br> -Hiç mi adam kalmadı...
Bir gün daha başladı, en rutininden. En rutininden diyorum ara ara bizim Özdoğan streç yapıyordu tekdüzelik / sıradanlık / monotonluk bir nebze de olsa bozuluveriyordu....
Garibanlık acıdır, kimsesizlik de öyle, hele parasızlık… Kısacası insanoğlunun hoşuna gitmeyen, işine gelmeyen her şey, fena ve acıdır. Hayaller, hayaller…İşte onlardır acının şiddetini azaltan....
—Vay anam vayAldık Elimize kalemi, becerebilirsek yazacağız başımıza geleni. Bir varmış bir yokmuş diyeceğim ama bir her zaman varmış, hiç yok olmamış. Evvel zaman da...
Her zaman ki gibi bilgisayarda işlerimle uğraşıyorum. Ağır ağır fondan “sanat müziği” geliyor. Severim hani…<br>Kaptırmışım klavyenin tuşlarına, “çalışmaya çalışıyorum”. Çalışmaya çalışılır mı demeyin; bal gibi...
Ne dönemeci demeyin. Ara ara dönemeçlere geldiğimizi sanıyoruz. Lakin dönüp durduğumuz bir labirentin içi. Yani labirenttesiniz. Yani bir kalıbın içinde bulunuyorsunuz ve bütün dünyanız bundan...
Ahmet KUBİLAY Maalesef hiçbir şeyin yerli yerinde olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu ülke ve onu çepeçevre kuşatan gizli aşağılık hissi, derin bir sosyolojik anlamda köylülük almazlığı...
Anam dedi ki:Oğlum koca adam oldunuz,dininizi diyanetinizi öğrenin artık.Oyun oynamak varken,bu çok ağır geldi bize.Lakin yine ana sözü dinleyip,gittik Kuran kursuna.Ne kadar uğraştıksa da şeriatçı...
Uzunca bir zaman önce, Anadolu'nun filanca köyünde yaşayan, kahramanımız Hasan’ın içi kıpır kıpırdı o gün. Ertesi gün halası ile birlikte değirmene gideceklerdi. Tan vaktinde uyandılar...